Anne ve Kız Neden Düşman Olurlar?



Bir anne kızından ya da kız annesinden niçin nefret eder? Nefret nasıl olur da onu öldürmeye kadar gider? Psikolog Sinem Demir’e göre rekabetin kökeninde bakın ne var

Medical Park Fatih Hastanesi’nden Klinik Psikolog Sinem Demir’e göre; anne-kız arasındaki tehlikeli rekabetin ve düşmanlığın altında sevgisizlik, bastırılmış duygular ve toplumsal baskı gibi birçok neden yatıyor…

Hayatta bir çocuk için annesinden daha değerli bir varlık olabilir mi? Peki bir anne için çocuğundan daha önemlisi? Normal şartlarda bu sorunun yanıtı ‘hayır’dır! Hele de anne ve kız söz konusu ise gözümüzün önüne çok daha güçlü bir sevgi bağı gelir. Ama özellikle son zamanlarda tanık olduğumuz anne-kız cinayetleri, anne-kız ilişkisinin aslında her zaman o kadar da toz pembe olmayabileceğini gözler önüne serdi. Peki bir anne kızından ya da bir kız annesinden neden nefret eder? Hatta bu nefret nasıl olur da onu hunharca öldürmeye kadar gider? Medical Park Fatih Hastanesi’nden Klinik Psikolog Sinem Demir; anne-kız ilişkilerine mercek tuttu:

BABA MAZLUM ANNE SUÇLU

Son dönemlerde ‘annesini öldüren kız’ trajedisini konu alan haberlere bakıldığında benzerlikler dikkat çekiyor. Sadece cinayetle sonuçlanan değil, annenin kızını şiddetli bir şekilde suçladığı durumları konu alan haberlerde de ortak noktalar gözleniyor. Bu kızlardaki en benzer nokta, anneleriyle ilişkilerinin ‘sürekli’ ve ‘şiddetli’ bir çatışma halinde olması. Annelerinin kendilerini sürekli aşağıladıklarını, özellikle cinsel-ahlaki yönden suçladıklarını söylüyorlar. Babalar; ya çocukluk döneminden itibaren ortadan kaybolmuşlar veya daha sonra ayrılık yaşanmış ve başka bir evde yaşamaya başlamışlar. Babalarını hiç görmemiş olanlar, bunun annelerinin engelleriyle olduğunu ve babalarıyla ilişki kurma ihtiyaçlarının haksız bir şekilde engellendiğini düşünüyorlar. Baba (bazen yıllar sonra), ‘bir şekilde’ durumunu anlatmış ve kızlar ona ‘bir şekilde’ hak vermişler. Buna rağmen hiçbiri tamamen babasıyla yaşamayı seçmemiş veya babaları onları çağırmamış. Kızların hepsi, anneleriyle yaşadıkları evin dışında dayanak noktaları oluşturmuşlar, bir nevi ‘yeni evler’ yaratmaya çalışmışlar. Arkadaşları, arkadaşlarının aileleri vs…

DUYGUSAL YOKSUNLUK KATILAŞTIRIR

Öncelikle babanın olmadığı durumlarda anne-kız ilişkilerine göz attığımızda; özellikle geleneksel toplumlarda, bir ayrılık durumunda yalnız kalan kadının adeta takibe alındığına tanık oluruz. Hele kadının kız çocuğu varsa, ‘senin bir kız çocuğun var, daha dikkatli olmalısın, hata yapmamalısın’ klasik bir önermedir. Bu hata, çoğunlukla karşı cinsle ilişkisinin olup olmamasıyla ilgilidir. Karşı cinsten uzak durmaya çalışan ve bir yandan evin sorumluluğunu tek başına üstlenen kadının ruhsal yapısı, gittikçe ‘katılaşmaya’ başlayabilir. Uzun süre duygusal (sevilme-sevme-cinsellik-sosyalleşme açısından) yoksunluk yaşamak, ‘aşırı sinirliliğe’ dönüşebilir. Dış dünyayı ise ‘kendisi ve kızı için tehdit edici’ bir yer olarak değerlendirebilir. Eğer kişide psikiyatrik bir yatkınlık da varsa; bu katılık, şiddet içeren öfke patlamaları ve düşmanlık hissine varabilir, hatta tamamen ‘paranoid’ bir hale gelebilir.

KIZIM OLDU HAYATIM BİTTİ!

Diğer taraftan, kızı ergenlik çağına geliyordur ve karşı cinse yönelecektir. Anne katılaşmışsa, bastırdığı ‘kadınsı duygu ve dürtüleri’ kızının yaşama olasılığına da öfke duyabilir. Kendisi hayata kapanmışken, kızının hayata karışma isteğine öfke duyar. Kendisini dış dünyaya kapatmasının sorumlusu olarak görebileceği kızına ve ‘yaşam’ı hatırlatan olan her şeye düşmanlaşabilir.

Ruhsal yapısı esnek olan ‘yalnız kadın’ ise yıllar içinde ‘kendini koruma ve sosyalleşme’ arasındaki dengeyi kurabilir. Dış dünyayı ‘tamamen ve sadece’ tehdit edici bir yer olarak değerlendirmez; kendini koruma yollarını geliştirirken, bir yandan da güvendiği ve destek alacağı sosyal dayanak noktaları oluşturur. Duygusal olarak deşarj olmak için uygun yollar geliştirmeyi öğrenir. Bu şekilde, içindeki dürtüler sadece öfkeye dönüşmez; dünyayı algısı da sadece ‘düşmanlık ve tehdit beklentisi’ etrafında şekillenmez.

KIZINI RAKİP GÖREN ANNELER

Baba faktöründen bağımsız olarak anne-kız çatışmasının ileri derecede olduğu bazı durumlarda ise; anne özellikle kızlarını kendisine rakip olarak görür. Kızlarıyla derinden ve samimi bir şekilde ilgilenemez. Kendi ihtiyaçları ön plandadır. Oğulları ve eşiyle (yani erkeklerle) bir sorunu yoktur. Bu tür durumlarda baba, dışlanan kız çocuklarına aşırı duyarlı bir hale gelip bu açığı kapatmaya çalışabiliyor. Kimi durumlarda ise, baba da annedeki ‘benmerkezciliğe’ kapılabilir. Annenin kızına karşı ‘sevgi-nefret’ karışımı hisler beslemesinin alt yapısında pek çok psikolojik sebep olabilir; kendi doğduğu ailede kız çocuklarının değersiz olması, kendi annesiyle sorunlu ilişki yaşamış olması... Ortak nokta ise; anneden gelen sıcaklık hissinde eksiklik, bir erk (eş, baba, erkek çocuk) tarafından desteklenmeyince kendi varlığını hissedememe.

SEVGİ BAĞI SAĞLAMSA SORUNLAR AŞILABİLİR

Normal durumlardaki anne-kız ilişkilerinde ise; hamilelikten itibaren gelişi mutlulukla karşılan kız bebek ve annesi arasında, koşulsuz sevgi, temel ihtiyaçlarının tutarlı bir şekilde karşılanması ve samimi bir sıcaklık vardır. 4 yaşlarından itibaren kız bir yandan anne gibi olmak ister ve kız olmaya dair duyguları depreşir; bir yandan da babaya yakın olmak ister ve annesiyle çatışması, rekabeti artar. Anne, bir süre önce sevgili bebeği olan bu kız çocuğunun rekabet hissi karşısında şaşırabilir, karşısındaki bir yetişkinmiş gibi alınganlık ve üzüntü yaşayabilir.

Kızın geri adım atarak annesiyle antlaşma imzalamasını ve babasıyla uygun mesafeye geçmesini üç etken belirler:

1. Çocuk, çatışma yaşasa da annesini seviyordur; ilk yıllarından itibaren annesinin sevgi hissinden emin olmuştur ve bu sevgiye ihtiyacı olduğunun farkındadır,

2. Anne, kızıyla eşi arasına mesafe koymaya devam etse de, çatışmayı ‘anne’ ve ‘yetişkin’ olarak yürütebilir, kızına sıcaklık hissi kaybolmaz

3. Baba; anne ve kızın arasındaki çatışmada hem kızını tamamen görmezden gelmez, hem de çocuğun annesini değersizleştirmesini desteklemez (veya annenin değersizleştirilmesinde rol alan diğer yakın akrabaları engeller).

Evlilikte İhtiyaç Duyulan 10 Şey



Evlilikte kadının ve erkeğin psikolojik ihtiyaç duyduğu 10 şey nedir? İşte evlilikte kadın ve erkeğin öncelikleri...

Mutlu bir evlilik için eşlerin birbirini iyi tanıması gerekir. Uzmanlar, evlilikte tarafların iyi ilişki kurmasının, psikolojik farkındalık, duygusal kavrayış, bireylerin doğru analiz yapmasından geçtiğini açıklıyor.

Evlilikte tarafların iyi ilişki kurması, psikolojik farkındalık, duygusal kavrayış, bireylerin doğru analiz yapmasından geçer. Evlilik terapisinde uzmanlar taraflara, "Kendinizi ve eşinizi mutlu eden 20 şeyi yazın" dediğinde ilk seanslarda pek çok kimse 5-6 maddeyi bulmayan bilgiyi ancak verebiliyorlar. Evlilik danışmanlığı almayı yararlı gören çiftler seanslar ilerledikçe kendilerinde onlarca farkındalık oluşmaktadır.

İyi ilişki için gözlem becerisi şart!

Birbirlerinden beklentilerini ve şikayetlerini dile getirebilmek için iç gözlem becerisi kolay kazanılan bir maharet değildir. Ayrıca konuşmak dışında, fiziksel temas, hediyeleşme, hizmet davranışı, takdir, onay sözleri, nitelikli zaman geçirme hep sevginin dilleri olarak bilinir. Eşin hangi sevgi yolunu kullandığını anlayabilmek için evliliğe yatırım yapmak gerekir.

Kadının psikolojik ihtiyaçları

1- Sevgi ve şefkat ihtiyacı
2- İlgi ve destek ihtiyacı
3- İstendiğini hissetme ihtiyacı
4- Terk edilmeyeceğine inanma ihtiyacı
5- Çocuklarını büyütme sorumluluğunu paylaşma ihtiyacı
6- Açık iletişim ve danışma ihtiyacı
7- Güvenlik ve korunma ihtiyacı
8- Takdir edilme ve onay ihtiyacı
9- Evde eğlenme ihtiyacı
10- Parasal güven ihtiyacı

Erkeğin psikolojik ihtiyaçları

1- Özerklik (bağımsızlık) ihtiyacı
2- Kendine güven ihtiyacı
3- Cinsel mutluluk ihtiyacı
4- İlişkilerde sınır ihtiyacı
5- Saygı görme ihtiyacı
6- Mücadele ihtiyacı
7- Yetilerine inanma ihtiyacı
8- Adil davranma ihtiyacı
9- Dışarıda eğlenme ihtiyacı
10- Parasal özerklik ihtiyacı

Yaşlılığı Engellemek Elinizde



Her şeyin bir sırası, bir zamanı var! Sıra "kendimize bakmaya" geldiğinde çoğu zaman 40’lı yaşları devirmiş yani birazcık gecikmiş oluyoruz: Bunun birçok nedeni var.

Birazı işleri yoluna koyma, evlenip çocuk sahibi olma, birazı da oramızdan buramızdan gelen sinyallerdeki sıklaşmalardır. Bazen de bir dostun, bir arkadaşın, yakın bir akrabanın başına gelen sağlık sorunları da olabilir aklımızı başımıza getiren. Bu dost veya akraba kanser olmuştur, kalp krizi geçirmiştir, felç nedeniyle yoğun bakıma alınmıştır. Bu olay yüreğimize korku, merak, endişe salmıştır.

Kendine bakma düğmesine basmamızın nedeni bazen de sadece meraktır. "Acaba bir şeyim var mı?" her ne sebeple ve ne zaman olursa olsun, bu düğmeye basmadan önce bilmeniz gereken bazı şeyler var. Örneğin bazı rakamları ezberlemek zorunda kalacaksınız. Çoğunuz boyunuzu, kilonuzu bile doğru dürüst bilmediğinizi fark ettiğinizde çok şaşıracaksınız. Çünkü beş-on yıl öncesine göre farkına varmadan birkaç kilo aldınız ve 1-2 cm kısaldınız!

Sağlık kontrolleriniz için başlama vuruşunu ne zaman yapacağınızı bilemem ama böyle bir karar verdiğinizde neleri yapmanız, neleri yapmamanız gerektiğini öğrenmenizde fayda olduğunu düşünüyorum. Bu konuda daha kolay bilgilenmeniz için yandaki kutulara da bir göz atmanızda ve hatta o kutuları kesip saklamanızda fayda var.

Bir gün siz de bir "kendini yenileme programı"na başlama kararı verirseniz bu yazıyı yeniden okuyun. Önemli bir zaman ve ekonomik harcamaya yol açacak, daha da önemlisi geleceğiniz için çok ama çok ciddi kararlar vermenize sebep olacak böyle bir programı daha işin başında bilimsel kurallara ve kendinize uygun hale getirmekte fayda var. Eğer "kendim için ne yapabilirim" veya "kendime bakma zamanı gelmiş olmalı" diyorsanız ve daha da önemlisi bir "fizyolojik yenilenme programı"ndan en iyi şekilde yararlanmaya kararlıysanız bu bilgilerin işinize yarayacağını umuyorum.

ACABA SAĞLAM MIYIM?

Koruyucu ve teşhis edici sağlık taramaları son derece önemli ama bunlar biraz masraflı, biraz zaman alıcı ve bazen de sonuçları endişe ve korkulara yol açabiliyor. Bunun için bilgi ve ilginizi birazcık bu konu üzerinde yoğunlaştırmalısınız. Böyle bir değerlendirmeye ilk kez başlıyorsanız bunun kişisel sağlık dosyanızın temelini oluşturacağını unutmayın. Kişisel sağlığınızı etkileyen birden çok faktör bulunduğuna göre böyle bir değerlendirmenin bu etkenlerden en uygununu gözden geçirmesi gerekir.

Yaşınız, işiniz, yaşam biçiminiz, alışkanlıklarınız, seçimleriniz, yeme içme aktivite öncelikleriniz, eğer varsa alerjileriniz, uykunuz, stres değerlendirmeniz, geçmişte başınızdan geçen sağlık problemleriniz, bugününüzü yani "şimdiki sizi" dolayısıyla sağlığınızı etkileyecek. Yaşadığınız çevre, içtiğiniz su, soluduğunuz hava, bulunduğunuz şehrin hijyenik koşulları ve diğer dış ortam şartları hatta iklim koşulları bile sağlığınız üzerinde söz sahibi. Diğer taraftan sizi yani bugününüzü ve geleceğinizi derinden etkileyen çok önemli bir faktör de genleriniz. Genetik mirasınız ve ailenizde sık görülebilen bazı hastalıkların mevcudiyeti de dikkatle araştırılmalı.

İSTİKBALİNİZİ DE ÖĞRENİYORSUNUZ

Sağlık riski analizlerinin yapılması kadar planlanması ve yorumlaması da bir deneyim ve uzmanlık işi. Elde edilen sonuçların neleri anlatmak istediği, hangilerinin önemli veya önemsiz olduğu, daha sonra nasıl bir yol haritası izleneceği, yemede içmede, aktivitede, uyku ve stres yönetiminde nelerin değiştirileceği, hangi vitamin-mineral-antioksidan desteklerin kullanılacağı, ortada tedavi edilmesi gereken herhangi bir sorunun bulunup bulunmadığı, başka uzmanlık alanlarından görüş alınıp alınmadığına da bu uzmanlar karar verecek. Kısacası risk analizi programları check-up’lardan farklı olarak sadece mevcut durumunuzu belirlemez. Genetik yapınız, geçmişiniz ve yaşam tarzınız ile geleceğiniz arasında yeni köprüler oluşturmanıza da yardımcı olur. Sizi sadece durumunuz hakkında bilgilendirmez, yönetirler. Sizinle ilgili çok önemli kararlar verir. Yani bu analizlerle haliniz de, istikbaliniz de anlaşılabiliyor.

NELERİ ÖĞRENMENİZ GEREKİYOR?

Boyunuz, kilonuz

Vücut kompozisyonunuz (kas, yağ, su ve kemik miktarlarınız)

Kan basıncınız

Organlarınızın yapısal ve fonksiyonel durumları

Kan şekeriniz, kolesterol ölçümleriniz, trigliserit ölçümleriniz, ürik asit seviyeniz, tümör işaretleriniz

Kan sayımınız ve ilgili parametreleriniz

Sağlık geçmişiniz

Genetik mirasınız

Stres değerlendirmeniz

Kullanmanız gereken destek ürünler ve ilaçlar

Yaptırmanız gereken koruyucu aşılar

Görüntüleme incelemeleri (Yaşa ve cinse göre değişiklik gösterecektir.)


ÜÇ KİLİT SORU

Nasıl bir beslenme ve aktivite planına ihtiyacınız var?

Hangi vitamin ve antioksidanları almalısınız?

İlaç kullanmanızı gerektiren bir sorununuz var mı?

RİSKMETREYİ BÜYÜTMEK DE MÜMKÜN!

Sizi uyaran bazen de dostlarla yenen bir akşam yemeği ve yemekte konuşulanlar olur. Yemekteki konuların çoğundan habersiz ve tartışılanların önemli bir kısmına "Fransız olduğunuzu"(!) fark eden "iyi-kötü kolesterol, trigliserit, tansiyon, PSA"nın ne olduğunu bilmediğinizi, hatta bunların önemini neden şimdiye kadar fark etmediğinizi öğrenince biraz da utanırsınız. Hele yemekte "sağlık tutkunları" biraz fazlaysa yani "tümör markerleri, endoskopik inceleme sonuçları, tomografik koroner anjiyo bulguları, PET scan neticeleri" de tartışılmışsa vay halinize! Şaşkınlığınız ve utancınız daha da artar. Hatta korkarsınız! Ertesi gün soluğu bir laboratuvarda alırsınız.

KENDİNE BAKMAK MI YAŞLANMAK MI?

"Kendine bakma telaşına düşmek" aslında biraz da "yaşlandığınızı düşünmek" anlamına gelir. Size yaşlılığı düşündüren şeyler farklıdır. Mesela, son zamanlarda yaşadığınız uyku sorunları, anlamsız eklem ağrıları, münasebetsiz nezle-grip atakları veya kalp çarpıntılarınız olabilir. Sebep bazen de göğsünüzü sıkıştıran can sıkıcı bir baskı, bir türlü geçmek bilmeyen inatçı bir öksürük, nerden çıktığına karar veremediğiniz baş dönmeleridir. Erkekseniz prostat korkusu, kadınsanız meme kanseri, kemik erimesi şüphesi de, size "kendimi kontrol ettirme zamanı geldi galiba" tereddüdü yaşatabilir.

BİR RİSK ANALİZİ MERKEZİNE BAŞVURUN

Sağlıklı bir kişisel değerlendirmeden geçip etkili bir "kendine iyi bakma" programına başlamak öncelikle dikkatli planlanmayla mümkün. İkinci adım bu incelemelerin güvenilir, uluslararası onayı olan merkezlerde yaptırılmasıdır. Bu merkezlere "risk analizi merkezleri" deniyor. Risk analizi merkezleri bildik "check-up" merkezlerinden biraz farklı.

Bu merkezlerde ne durumda olduğunuzun anlaşılabilmesi ve sizi bekleyen sağlık tehditlerinin belirlenebilmesi ve eğer varsa sağlık sorunlarınızın eksiksiz ortaya konabilmesi için sadece teknolojik cihazlar, analiz aletleri yok. Çok deneyimli uzmanlar tıpkı birer usta terzi gibi sizin için en doğru tetkik planını hazırlıyor. Hangi tetkikler yapılacak, bu tetkikler nasıl bir zaman planı içinde yürütülecek, elde edilen sonuçlar değerlendirilirken, birbiriyle ilişkilendirilirken nasıl bir yol izlenecek... Bütün bu kararları bu uzmanlar veriyor.

Zayiflama ve Zayif Kalmanın Kurallari



Zayıflamak ve formunuzu korumak için pırasa kökü ya da bilmem ne sapı yemek zorunda değilsiniz. İstediğiniz yiyecekleri yerken de kilo verebilirsiniz. Yemek yerken uygulayacağınız küçük hileler, farkında olmadan kalorileri elinizin tersiyle itmenizi sağlayacaktır. Haydi şimdi kendi kendinizle biraz oyun oynayın! Yemek pişirirken besinlerin kalori miktarını hesaplayın: Örneğin et yerine tavuk eti, balık yemeyi tercih edin. Geleneksel yemek tariflerinizde yenilikler yapın: Beslenme tarzınızla birlikte eski tarifleri de elinizden

çıkarın. Alışveriş yaparken paketlerin üzerindeki besin değerlerini okuyun: Bu sayede yediğiniz şeylerden aldığınız yağ, sodyum, kalori miktarını da öğrenmiş olursunuz. Sevdiğiniz yiyecekleri küçük lokmalar halinde ve yavaş yavaş yiyin: Çünkü sevdiğiniz şeyleri yerken farkına varmadan normal porsiyondan daha fazla yeme riskiniz vardır.

Yiyecekleri küçük kaplarda yemeye özen gösterin ve çiğneme sayınızı artırın: Böylece yemek yeme süreniz uzar.

Dengeli ve ölçülü beslenin: Hiçbir besinin iyi ya da kötü diye ayrılamayacağını, sadece ölçülü tüketilmesi gerektiğini unutmayın. Sağlıklı beslenmek için vücudun her türlü ihtiyacı karşılanmalıdır.

Günde en az iki litre su için: Su hem iştahınızı keser hem de metabolizmanızı düzenler.

Sporu hayatınızdan çıkarmayın: İster yürüyün, ister koşun, işter yüzün… Hangi spor dalı olursa olsun hareketi yaşamınızın içine serpiştirin.

Salata soslarına dikkat edin: Mayonezli salata sosları yerine, kendinize hardal, yoğurt ve çeşitli baharatlarla soslar hazırlayabilirsiniz.

Düşük kalorili ürünleri kullanın: Süt, yoğurt ya da peynir alırken düşük kalorili ve az yağlı olanları tercih edin. Ekmekte ise tercihinizi esmer, kepekli olanından yana kullanın. Ve kabuklu siyah pirinci tercih edin.

Sebze ve meyveye ağırlık verin: Beslenme tarzınızı sebze, meyve ve taneli yiyeceklerin bolca bulunduğu bir şekle çevirin.

Şekeri belirli ölçüde kullanın: Şekerden mümkün olduğunca uzak durun. Çünkü günlük şeker ihtiyacı şeker dışında meyve gibi birçok yiyecekten karşılanmaktadır.
Tuzu ölçülü kullanın: Tuz vücutta su tutulmasına ve kilo alınmasına yol açar. Bu sebeple tuz yerine yemeğinizi baharatlarla tatlandırın.
Alkolden uzak durun: Alkollü içecekleri çok ender zamanlarda ve belli bir ölçüde kullanın.

Yemek davetlerine giderken bir şeyler yiyin: Gittiğiniz yerdeki çeşitleri görüp gözünüzün dönmemesi için, davete gitmeden önce bir şeyler atıştırın.
Sofradan biraz aç kalkın: Uzmanlar tokluk hissinin beyinde geç oluştuğuna dikkat çekiyor ve sofradan aç kalkılması uyarısında bulunuyor.

Yemeklerinizi domatesle renklendirin: Yemeklerinize koyacağınız tabletler, soslar çok kalorili olduğundan bunların yerine domatesi tercih edin.
Kolesterol ve yağ oranı düşük bir diyet seçin: Sağlıklı ve hızlı kilo vermek, verilen kiloyu korumak için kolesterol ve yağdan mümkün olduğunca uzak durun.

Meyve suyu yerine mevyeyi tercih edin: Sıkılmış portakal suyunun bir bardağında, üç portakal olduğunu gözönünde bulundurursanız ne demek istediğimizi anlarsınız. Ayrıca hazır meyve suları da çok fazla şeker içerir.

Yediklerinizi dengeleyin: Bir öğünde çok fazla yediğinizi düşünüyorsanız diğer öğünü hafif bir şeyler yiyerek geçiştirmeye çalışın. Böylelikle yediklerinizi dengelersiniz.

Evlilikte Sevgi Nasil Canli Tutulur?



Eşler arasındaki sevgiyi canlı tutmak ve aşkı yaşatabilmek için emek ve çaba gerekir. Yıllarca bir yastığa baş koyan bir kadının kocası eve geleceği zaman heyecan duyması, kocanın da koşarak eve gelmesi için neler yapılabilir?

"20 yıllık evliyiz" dedi kadın. "Ama hâlâ eşim geleceği saat kalbim çarpar. O da beni görmek için eve koşarak gelir." Belki kimilerine garip gelebilir. "Böyle bir şey olabilir mi? Günümüzde sevgi mi kaldı? Deliler gibi seviyorum diyen nice çiftler, üç- beş ay sonra mahkeme kapısını çalıyor" diyebilirsiniz. Peki bu çiftler sevgilerini nasıl korumuş ve canlı tutmayı başarmışlardı? Bunun sırrı neydi?

Evet, sevgi kâinatın mayası olduğu gibi evliliğin de özüdür. Eğer bir şeyin özüne bakarsanız dış kabuğunun iyi-kötü-çirkin güzel olması sizi fazla ilgilendirmez. Mesela cevizin kabuğuna değil, özüne talip olan ondan faydalanır.

Şayet erkek, sevgisini eşinin dış güzelliğinden ziyade iç güzelliğine, yani güzel ahlâkına, şefkatine, nezaketine bina eder ve en önemlisi onu kendisine arkadaşlık edecek latif bir hediye olarak görürse o zaman samimi sevgi ortaya çıkar. Eşi de ona ciddi ve samimi hürmet ve sevgiyle karşılık verir. Yıllar geçip ihtiyarlasalar bile sevgileri eskimez ve eksilmez, tam tersine taze ve canlı kalır.

Önemli bir zattan gelen hediyenin maddi değerinden çok manevi değerine kıymet verilir. Bu hediye, o zatın somut bir iltifatı olduğu için yıllar geçse de o sevgide bir azalma olmaz. Tam tersine antika bir hediye olarak kıymeti daha da artar. İşte bir padişahtan gelen elmanın içinde kendi lezzetinden çok padişahtan gelmesinin zevkinin olması bunun içindir.

Eşler de birbirlerini şu karmakarışık dünya çölünde hayat fırtınaları arasında dayanacakları, koruyup kollayacakları, yalnızlıklarını, elem, keder, sıkıntı ve mutluluklarını paylaşacak bir hediye olarak sevmelidir. Kırılacak bir vazo, kuruyacak bir çiçek değil, daima canlı, ruhlu, hisli, heyecanlı, zevkli, latif ve eşsiz birer hediye olarak görmelidirler. Ya da kendilerine verilen bir emanet gözüyle bakmalıdırlar. O zaman bu sevgi, bir nevi ölümsüzlük sırrına erer. Böyle bir arkadaşlık zahiri ve dünyevi maksatlardan öteye geçer. Menfaatler çerçevesinde olmadığı ve araya riya girmediğinden halis, canlı ve daimi olur. Çünkü onlar, sevginin eskimeyen boyutunu yakalamışlardır. Birbirlerini adeta göz bebekleri gibi severler. Eşini göz bebeği gibi seven göz bebeğine zarar vermez, incitmez ve yıpratmaz. Görmese bile görmüyor diye çıkarıp atmaz.

Aksi halde sadece dış güzelliğe bina edilen sevgi, gençlik ve güzellik vaktiyle sınırlı kalır. Güzellikler kaybolmaya, gençlik yaşlılığa döndüğü zaman sevgiler serap, mutluluklar harap olur. Eskiyen ayakkabısını çıkarıp fırlattığı gibi eşini de terk edip gider.

Emzirmekten Vazgeciren 5 Yanlis



Emzirme konusunda özellikle genç annelerin ciddi yanılgıları bulunuyor ve bebeklerini emzirmeyi bırakıyorlar. İşte anneleri emzirmekten vazgeçiren 5 yanlış inanç:

Oysa yurt dışında yapılan bir araştırma annelerin bebeklerini mutlaka emzirmeleri gerektiğini ortaya koydu. İşte o araştırmanın sonuçları...Anne sütünün ne kadar yararlı olduğu her fırsatta belirtilse de, bazı anneler bebeklerini emzirmeyi bir kere bile denemiyorlar.

1000 kadının katıldığı bir çalışmadan elde edilen çarpıcı sonuçlar şöyle:

1- Kadınların yüzde 34’ü modern bebek mamalarının anne sütüyle eşdeğer besleyiciliğe sahip olduğunu düşünüyor. Ancak bebek mamaları, anne sütünde bulunan antikoru, canlı hücreleri, enzimleri veya hormonları içermez.

Her bebek için annesinin sütü özel olarak üretilmiştir, yani anne sütünün formülü bebeğe göre değişiklik gösterir.

2- Yaşları 16 ile 24 arasında olan kadınların yüzde 20’si, emzirdikleri zaman göğüslerinin şeklinin bozulacağından endişe duyuyor. Ancak, emzirmek günde 500 kalori yakmanızı sağlar. Böylece rahim normal haline daha çabuk döner ve uzun dönemde göğüslerin şeklinde bir değişiklik olmaz.

3- Kadınların yüzde 67’si, insanların toplum içinde emzirmeyi hoş görmediklerine inanıyor. Ancak çoğu kişi, toplum içinde ihtiyatlı bir şekilde bebeğini emziren anneyi hoşgörüyle karşılıyor.

4- Kadınların yüzde 95’i, emzirmenin doğal bir kabiliyet olduğunu ve bazı annelerin bu yeteneğe sahip olmadığını düşünüyor. Ancak, emzirme bir beceri işidir ve pratik yapmak gerekir. Annenin bu konuda yardım istemesi son derece önemlidir.

5- Kadınların yüzde 87’si, bazı annelerin bebeğin beslenmesine yetecek kadar sütü olmadığına inanıyor. Ancak, bütün anneler doğru bilgilerle ve destekle bebeğini sadece anne sütüyle besleyebilir. Amerika Birleşik Devletleri Toplum Sağlığı Derneği başkanı Melanie Johnson, özellikle ilk altı ay anne sütüyle beslenen bebeklerin gelişimlerinin ve sağlık durumlarının genel olarak çok iyi olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Eğer hamileyseniz veya yeni anne olduysanız, ısrarla belirtiyoruz ki, bu tür yanlış inançlar, bebeğinizi emzirmenize engel olmasın.”


Emzirmenin anneye faydaları


Rahimin normale dönmesine yardımcı olur.

Yumurtalık kanseri riskini azaltır.


Emzirmenin bebeğe faydaları


İlk altı ay en iyi beslenmeyi sağlar.

Mide hastalıklarından ve göğüs enfeksiyonlarından korur.

Çocukluk döneminde obezite riskini azaltır.

Kadinlar Neden Daha Cok Konuşur?



İnsanın başına ne gelirse dilinden geliyor. Konuşma konusunda ise kadınlar erkekler fark atıyor.Kadınlar neden daha çok konuşuyor? Prof. Dr. Nevzat Tarhan yanıtlıyor:

İnsan beynini en çok çalıştıran eylem kelime üretmek. Sözcüklerin linguistik özellikleri sol beyne, anlam bölümü sağ beyne, duygular ise beynin derinliklerine yazılı. Sözcük üretirken hepsi birden ortak çalışmalıdır. Kadınlarda ve dişi hayvanlarda bu özelliğin biyolojik eğilim olarak üstün olduğunu görüyoruz.

KONUŞMANIN PSİKOLOJİK DİNAMİĞİ

1)Kadın üzüntülü olduğunda kendini iyi hissetmek için konuşma eğilimindedir. Erkek ise susmayı tercih eder.
2) Kadın yüksek sesle düşünür. Ne söylemek istediğini yüksek sesle araştırır.
3)İçtenlik ve paylaşımcılık hisleri kadını konuşmaya iter. Yakınlık ve yalnız olmama isteği konuşma ihtiyacını artırır. 4)Kadın bilgi paylaşımı için konuşur. Erkek için ise konuşmak sadece bilgi aktarma işidir.

ERKEĞİ KONUŞTURMA YOLLARI NELERDİR?

Erkeğin temel psikolojik ihtiyaçlarından bir tanesi bağımsızlık ve özerk olma ihtiyacıdır. Erkek bir kadına yakınlaştığında birden bağımsızlığının gittiğini düşünmeye başlar ve kendisini geri çeker. Bu geri çekilişte kadın onun üzerine giderse geri çekilme kovalamacaya döner. Erkekler konuşmak için konuşmazlar, konuşmak için bir nedenleri olmalıdır.

Zamanlama ve yaklaşım biçimi uygun ise konuşmaya başlarlar. Konuşması için bir erkeğin ilgi alanını bulmak gerekir. Erkek konuştuğunda baskı altında olmadığını hissederse açılmaya ve iletişim kurmaya başlar. Erkeği olduğu gibi kabul eden ve bunu hissettiren kadın eşinde olumsuz duygular uyandırmadığı için aranan eş olur.