Kirisiklik Azaltan Beslenme Onerileri



Vücudumuzun her bir hücresini yeterli derecede besleyebilmek için günlük alınması gereken elli kadar besin öğesi bulunmakta.

Kandaki şeker miktarı yükseldikçe, yaşlanma hızı da artar. Şeker, beyaz un, makarna, patates gibi kan şekerinin hızlı yükselmesine neden olan basit karbonhidratlar yaşlanma sürecini hızlandırıyor. Sağlıklı bir cilt için vücudun iyi kaliteli proteinlere ve doğru yağlara ihtiyacı vardır

Vücudumuzun her bir hücresini yeterli derecede besleyebilmek için günlük alınması gereken elli kadar besin öğesi bulunmaktadır. Özellikle A, C ve E gibi antioksidan vitaminleri ile folik asit yönünden zengin, yağ ve tuz açısından dengeli bir diyetin yaşlanma sürecini geriye aldığı bilinmektedir.

Beslenme ve kırışıklık oluşumu arasında inanılmaz bir bağlantı olduğunu savunan Harvardlı profesör ve eczacı Nicholas Perricone’ye göre şeker, beyaz un, makarna, patates gibi kan şekerinin hızlı yükselmesine neden olan basit karbonhidratlar yaşlanma sürecini de hızlandırmaktadır.

Deri elastikiyetini kaybeder

Özellikle şeker ve şekere dönüşümü daha kolay olan besinler cilt yaşlanmasını sağlayan en büyük düşmanlardır. Kandaki şeker miktarı yükseldikçe, yaşlanma hızı da artar. Yapılan araştırmalara göre, diyabetli kişiler, kan şekeri normal düzeyde olanlardan çok daha erken ve çabuk yaşlanıyorlar. Şeker, vücuttaki insülin miktarını artırmakta bu da yağların depolanmasını hızlandırmaktadır. Uzun yıllar karbonhidratlı ve şekerli besinleri tüketen kişilerde kolajen denilen ve derinin elastikiyetini ve de gerginliğini sağlayan maddeler olumsuz yönde etkilenir. Deri elastikiyetini kaybeder, şeker moleküllerinin kolajene bağlandığı bölgelerde kırışıklar meydana gelir. Kan şekeri yükselince, vücutta serbest radikallerin sayısı artar. Serbest radikaller vücut hücrelerinde ve dokularda hasara neden olurlar. Aynı zamanda yaşla birlikte de vücudumuzdaki serbest radikal miktarında artış yaşanır.

Beslenmenin yaşlanmaya karşı en güçlü silah olduğunu unutmayıp, bize sunulan birbirinden besleyici ve lezzetli besinlerden hiç vakit kaybet-meden tüketmeye başlamalıyız...

Cildinize besinlerle gençlik aşılamak istiyorsanız aşağıdaki tavsiyeler bir göz atın!

* Vücudun iyi kaliteli proteinlere ve doğru yağlara ihtiyacı vardır. Yüksek kaliteli protein tüketmemek, hücrelerin bozulmasına ve vücudun onarma işleminde yetersiz kalmasına yol açtığı için bu nedenle özellikle yüksek kaliteli protein içeren balık/ tavuk/hindi tüketilmelidir. (yağsız kırmızı et yer almıyor önerilerde!)

* Doymuş yağlardan uzak durulmalı (margarin, tereyağı) ve doymamış yağlar (zeytinyağı, kanola, soya, mısırözü) tercih edilmelidir.

* Genç görünmek için yüksek glisemik yüklü karbonhidrat olan sofra şekeri, bal, pekmez, çikolata, mısır, makarna, pilav ve ekmek gibi yiyeceklerden uzak durulmalı onun yerine kan şekerini yavaş yükseltip insülini az uyaran kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir.

* Yeşil ve turuncu renkli sebzeler vücudun A vitamini seviyesini yükseltmekte, böylece cilt hücreleri güçlenip, ten daha canlı ve parlak olmaktadır.

* Somon, beyaz etli balık, kabuklu deniz ürünleri, tavuk, hindi, ıspanak, kuşkonmaz, lahana, sarımsak, brokoli, karnabahar, rezene, yulaf, tüm baklagiller, arpa, esmer buğday, zeytinyağı, yumurta, az yağlı süt, ceviz, fındık, badem, fıstık gibi sert kabuklular ile kiraz, yeşil elma, kavun, vişne, greyfurt, armut, erik, şeftali, avokado ve portakal gibi meyvelerin kırışık önleyici olduğunu belirtilmektedir.

* Soya fasulyesi ve yer elması da içerdiği bitkisel östrojen sayesinde cilde parlaklık vermekte ve cildin gerginliğini sağlamaktadır.

* Omega-3, bir diğer ismiyle ‘alfa linolenik asit’ için yağlı balıklar (somon, ton, uskumru), ceviz, badem, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, keten tohumu ve yeşil yapraklı sebzeler tercih edilmelidir.

* Besinlerin hücrelere taşınmasını, atıkların da hücrelerden dışarıya çıkışını sağladığı için her gün mutlaka 8-12 bardak su içmelidir.

* Serbest radikallere karşı önemli hücre koruyucu maddeler içerdiği için Yeşil çay tüketimi arttırılmalıdır.

* Yeterli uykuyu almak için 7-8 saat uyunmalıdır.

* Sigara ve alkolden uzak durulmalıdır.

Gebelikte Agrilar



Gebeliğin ileri dönemlerinde, ayaklarda ve bacaklarda kramp sorunu sık yaşanıyor. Uzmanlar ağrılarla nasıl baş edebilebileceğini anlattı...

Gebeliğin ileri dönemlerinde, ayaklarda ve bacaklarda kramp sorunu sık yaşanır. Ağrılarla baş edebilmek için sivri uçlu ayakkabılar giymeyin, bilgisayar başındayken koltuğunuzun yeterince yüksek olmasına özen gösterin

Gebelik sırasında, fiziksel ve muhtemelen duygusal güçlük yaşanıyor. Bunlar, gebelikte bazı hormonların artışı, vücutta gebelik sırasında oluşan doğal değişiklikler ve gebeliğin duygusal etkileri nedeniyle ortaya çıkıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Numan Bayazıt hamilelikte yaşanan sorunların başında gelen ağrı konusunda şunları söylüyor:

”Kadınlar gebelikleri sırasında; kaburga, sırt, kasıklar, karın, kalça ve bacaklarda ağrı, sızı ve sancıdan şikâyetçi olurlar. Bunlar hormonal etkiler sonucu kan akımının artması, eklem ve bağlarda yumuşama ve gevşeme, ayrıca gelişen bebeğin büyüklüğünün artışı ile vücudun gerilmesi, zorlanması ve vücudun duruş şeklinin değişmesi nedeniyle oluşurlar. Bu ağrı ve sızılar gebelik ilerledikçe ve doğum sonrasında azalır.”


Hormon seviyeleri değişiyor

Erken gebelik haftalarında hormon seviyelerinde değişiklikler, tat ve koku hislerinde yaptığı değişikliklerle, sevdiğiniz gıdalar, içecekler veya parfümlerden hoşlanmama hissi yaratabiliyor. Bu etkiler hamilelikte oldukça olağan kabul ediliyor. İştah kaybı ve düzenli yemekte zorlandığınızda doktorunuza başvurulmasında ise fayda var.

Op. Dr. Bayazıt aşerme konusunda ise şunları söylüyor: “Gebeliğin erken döneminde bilimsel bir temeli olmasa da kendinizi bazı gıdalara veya gıda dışı maddelere daha istekli bulabilirsiniz. Gebelik boyunca aşerme normaldir ve sağlığınızı etkilemedikçe veya pikada (Gebelikte gıda olmayan maddeleri yeme isteği) olduğu gibi yenilmeyecek maddelere karşı olmadıkça kaygılandırmaz.”

Kramplar zorluyor

Gebeliğin ileri dönemlerinde, özellikle geceleri ayaklarda, baldır ve bacaklarda kramp sorunu sık yaşanır Op.Dr. Bayazıt kramplara karşı şu önerilerde bulunuyor: “Kramplardan şikayetçiyseniz sivri uçlu ayakkabılar giymeyiniz ve çok sıcak havalarda aşırı egzersizden kaçınınız. Bununla birlikte dolaşımı artırmak için düzenli, yumuşak egzersizler yapmak, etkilenen bölgeye sıkıca masaj yapmak veya ovalamak, baldır kaslarını germek için özellikle geceleri yatmadan önce ayakları yukarı doğru tutmak ve alçak topuklu ayakkabılar kullanmak rahatlık sağlayabilir veya krampları önleyebilir.”

Ağrıları kontrol etmek için ne yapmalı?

Sırt ağrısını düzeltmek için omurgalar ve sırtı güçlendirici egzersizler yapın.

Ayakta uzun süre kalmayın, -ütü gibi- ayakta yapılacak işlerde yardım isteyin.

Masada veya bilgisayar başında çalışıyorsanız, koltuğunuzun yeterince yüksek olmasına özen gösterin ve ayak taburesiyle bacaklarınızı destekleyin. Düzenli aralıklarla kalkıp dolaşın.

Yürürken, otururken, eğilirken veya bir şey kaldırırken duruşunuzu ayarlayın ve destekleyin. (En iyisi hamilelik sırasında ağır şeyler kaldırmamaktır). Genel olarak sırtınızı düz tutun ve omuzlarınızı düşürmeyin, yere eğilirken dizlerinizi kırarak eğilin. Otururken sırtınızı düz tutan sert bir sandalye tercih edin ve ayak ayak üstüne atar pozisyonda oturmamaya çalışın.

Aşırı kilo alımından kaçının.

Ağırlığınızın yayılmasını sağlayacak düşük tabanlı rahat ayakkabılar tercih edin.

Uyurken rahat bir pozisyon bulmaya çalışın. Yan tarafınıza yatıp vücudunuzun bombe kısımlarını, dizler arasını yastıkla desteklemeniz sırt ağrılarınızı azaltabilir.

Kadinlarin Elleri Daha Kirli Cikti



Araştırmalar, kadınların ellerinde, erkeklerinkinden daha çok bakteri türü yaşadığını ortaya koydu.

ABD'deki Colorado Üniversitesinden biyokimya doçenti Rub Knight ve aynı üniversiteden Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji anabilim dalından doçent Noah Fierer'in kaleme aldıkları bilimsel makaleye göre araştırmalarda, ellerde sanıldığından daha fazla türde bakteri bulunduğu da anlaşıldı.

Yazı, ''Proceedings of the National Academy of Sciences'' adlı bilimsel yayının on-line sayısında (http://www.pnas.org) bugün yayımlandı. Araştırma, ABD'deki ''Ulusal Sağlık Enstitüsü'' ve ''Ulusal Bilim Vakfı'' tarafından desteklendi.

Yazıya göre araştırmanın şefi olan Fierer, ''araştırmamızın sonucunda belirlediğimiz bakteri türü sayısı bizi çok şaşırttı. Kadınların ellerinde çok daha fazla çeşit olduğunu da anladık'' dedi.

Araştırmacılar, kadınların ellerindeki bakteri türünün daha zengin olmasının nedenini bilemediklerini, bunun, erkeklerin derisinin daha ''asitik'' olmasından ve bunun bazı bakteri türlerini öldürüyor olabileceğinden kaynaklanabileceğini belirttiler. Araştırmacılar bir başka nedenin, kadınlarla erkekler arasında, ter ve yağ bezlerinin çalışma farklılıkları olabileceğini de ifade ettiler.

Knight'ın açıklamasına göre kadınların, suyla yıkanması mümkün olmayan deri altlarında yaşayan bakteri sayısı, erkeklere göre daha az.

-ELLERDE 4.742 TÜR BAKTERİ-

Araştırmacılar çalışmaları sırasında 51 üniversite öğrencisinden (toplam 102 el)örnekler aldı.

Örnekler, DNA bakterilerini belirleyen yeni ve çok detaylı bir sistem kullanılarak incelendi.

Bu 102 elde toplam 4.742 bakteri türü belirlendi.

Bu türlerden yalnızca 5'inin bütün ellerde bulunduğu anlaşıldı.

Her insanın elinde genellikle diğerlerinden farklı bakteriler yaşadığı gibi, bir insanın iki elinde yaşayan bakteriler de genellikle birbirinden farklı. Bir insanın iki elindeki bakteri türlerinin ortalama yüzde 17'si birbirinin aynı.

Araştırmaya göre ortalama bir elde 150 bakteri türü yaşıyor.

Ancak bakterilerin türünü belirlemek yaklaşık olarak mümkün olmasına karşın, elde toplam kaç adet bakteri bulunduğunu saymak mümkün olmuyor.

Araştırmacılar, aynı çalışmayı çeşitli ülkelerde tekrar ederek sonuçların karşılaştırılmasının önemli olacağını vurguluyorlar.

-KANIKSAMAK GEREK-

Araştırmadan anlaşıldığı kadarıyla, bakterilerle yaşamayı kanıksamak gerekiyor. Çünkü el yıkama, bunları ortadan kaldırmıyor.

Knight'a göre düzenli el yıkama önemli ancak el yıkama, bakteriyi ortadan kaldırmıyor. Knight, makalede, ''bakteri kolonileri, el yıkamanın hemen ardından hızla yeniden ürüyor. Veya el yıkama, deri yüzeyinde bulunan bakterilerin büyük bölümünü gideremiyor'' dedi.

Cocuklarin Bez Masraflarindan Kurtulun



Anneleri bilemeyiz ama babalar çocuk bezine harcadıkları paralardan mutlaka şikâyetçidir. Bir bebeğin en az, biz diyelim 4 siz deyin 5 yıl altının bezlenmesi şart.

Yeni doğan bir bebeğin günde 5 ila 6 bez harcadığını düşünürsek varın siz hesaplayın ödeyeceğimiz para miktarını…

Peki bu uzun yıllara yayılmış büyük para miktarını ödememe şansımız yok mu? Var. Hayır kastettiğimiz eskiden anneannelerimizin yâda annelerimizin yaptığı gibi değil. Kolay bir yöntemle, hem de çocuğunuzla alışılmışın dışında bir iletişim kurarak. Hem paradan kurtulabilir, hem de çocuğunuzu daha ilk aylarından itibaren eğitmeye, geliştirmeye başlayabilirsiniz?

Nasıl mı? “Bezsiz Bebek” Kitabını okuyarak. Nesil Yayınlarından yayınladığı Christine Gross-Loh’a ait çeviri kitaptan, Avrupa ve Amerika’da hayli yaygın olan “DiaperFreeBaby” adıyla organize bir hareket haline de gelen “Tİ” yöntemini öğrenerek, çocuğunuzu da kendinizi de bez sorunundan kurtarabilirsiniz. "Çocuk Bezine Para Vermek İstemiyorsanız Okuyun" diyor yayıncılar.

Şayet bu iddia inandırıcı gelmiyor yâ da “çok zordur uğraşması” diyorsanız aşağıda verdiğimiz, kitapta yer alan bölümü okumanızı öneririz.

Bir bebeğin tükettiği bez oranı ve maliyeti düşünülecek olursa, denemeye, ilgilenmeye, öğrenmeye değer bir yöntem…

İşte “Bezsiz Bebek”ten bir bölüm…

Bir bebeği tuvalete veya lazımlığa oturtmak aklınızın ucundan bile geçmez. Çünkü günümüzde “bir bebeğin tuvaletini beze yapmasından daha doğal ne olabilir ki” düşüncesi hâkimdir.

Bebeklerin fıtratında doğdukları andan itibaren temiz olmak vardır. Bu yüzden küçük veya büyük tuvaletlerini be¬ze yapmaya koşullanmamışlardır. Ama hazır bezler bağlana bağ¬lana bebekler ve çocuklar bir süre sonra tuvalet ihtiyacının beze yapıldığını öğrenirler. Bu durumda ebeveynlerin karşısına iki süreç çıkar. Önce bebek, tuvaletini beze yapmaya alışır, daha sonra ise ondan bu alışkanlığı terk etmesi istenir. Bez yerine tuvaleti kullanması beklenir. Oysa bebekler, doğuştan sahip oldukları bedensel farkın¬da¬lık¬la¬rı¬nı hiçbir zaman kaybetmek zorunda değiller. Bu farkındalık muhafaza edilerek bebek, tuvaletini beze değil, lazımlığa veya klozete yapabilir. Hayal edin. Ona eğitmeye ve alıştırmaya yönelik herhangi bir çaba sarf etmeden, zorlamadan, hoşgörü içinde tuvaleti kullanmayı öğretiyorsunuz. Bunu gerçekleştirmek hiç de zor değil.

Tuvalet ihtiyacı, tıpkı yeme, içime ve uyuma gibi doğuştan gelir. Bebekler veya çocuklar konuşamasalar da ihtiyaçlarını belli ederler. Yemek, uyku, ilgi gibi taleplerini nasıl belli ediyorlarsa tuvalet ihtiyaçları için de bazı işaretler verirler. Önemli olan bu ihtiyaçları ve işaretleri anlayabilmektir.

YANLIŞ FİKİRLER VE YANILGILAR

Bazı insanlar, ufaklıklarımın çok küçük yaşta iç çamaşırı ile dolaştığını duyduklarında tepki gösterdiler. Çoğu insanın ilgisini çekmesine ve bu durum onları şaşırtmasına rağmen çoğu kez Tİ’nin kendi aileleri için uygulanabilir olup olmayacağı konusunda şüpheliydiler. Aşağıda, ebeveynlerin, Tİ yaşam tarzının kendileri için işe yaramayacağını düşünmelerine sebep olan en önemli nedenleri sıraladım.

1. “Bu yöntemin çocuğu değil, ebeveyni eğitmek olduğunu düşünüyorum.”

Tİ uygulayıcıları bunu çok duyar. Eğer bebeğinizin ne zaman acıktığını veya uykusu geldiğini söyleyebilmeyi öğrenmeyi, “eğitilmek” olarak kastediyorsanız cevabımız “Evet” olacaktır. Bebeğinizin, tuvalete çıkma ihtiyacında verdiği işaretleri okuyabilmeyi öğrenmek, ebeveyn eğitimi olarak kabul edilebilir. Buna rağmen bunun tamamıyla eğitmek hakkında olmadığını vurgulamayı tercih ediyorum. Tİ, yaşça büyük bir çocuğa, tuvaleti kullandırmak üzere verdiğiniz, bir tuvalet eğitim şekli değildir. Basit bir ihtiyaca cevap vermek yoluyla, gözünüzden bile sakındığınız bebeğinizle iletişimi başlatıp dengeyi tutturmaktır. Bu yolda “eğitilmekte” olumsuz bir şey yoktur. Her şeyin ötesinde “eğitime” odaklanmanın bizi Tİ yönteminin, gerçekten bahsettiği şeyden uzaklaştırdığını fark edin. Tİ, sonuç (hiç kimseye ihtiyacı kalmayacak şekilde tuvaleti kullanmayı öğrenen bir çocuğa sahip olmak) ile çok fazla alâkalı değildir. O, iletişim süreciyle ilgilidir.

2. “Çocuğum büyüdüğünde buna kendiliğinden alışması daha kolay olmaz mı?”

Elbette, tüm çocuklar yürüme çağı veya okul öncesi döneme geldikçe tuvalet yapmakta bağımsız hale gelirler. Bu dönemde kendi başlarına tuvalete gitmeyi başardıkları için hem memnun olduklarına hem de öz saygılarının geliştiğine şahit olursunuz. Bunu görmek mükemmel bir şeydir. Fakat Tİ yönteminin uygulandığı bebekler, bundan çok daha önce vücutlarını tanıyarak tamamıyla bağımsız olma fırsatına sahip olurlar ve sadece bez bağımlısı olmayan çocuklar için tuvalete geçiş, çoğu kez daha problemsizdir. Sekiz aylık bir bebeğin, tuvaleti kullanması gerektiğine dair verdiği işareti gördüğünüzde veya bir yaşındaki bir çocuğun lazımlığa doğru koşuşuna şahit olduğunuzda ve tüm bu süreç boyunca onu kendi iradesini kullanmaktan aldığı hazzı gözlemlediğinizde, Tİ yöntemi uygulanan çocukların, eşsiz bir duygu olan kendi kendine yetme becerisini ve kendini bilip anlama yetisini kazanacağına şüpheniz kalmayacaktır.

3. “Evimin her köşesinde pislik görmek istemiyorum. Batı toplumunda Tİ yöntemini uygulamak zor değil mi?

Bazı ebeveynler, geçici olarak halıları çıkarmak, muhtemelen Tİ uygulamasını, tek bir odada bulundukları zaman uygulamak gibi evlerinde birtakım değişiklikler yapacaklar. İlk öğrenme dönemi fazla uzun sürmez. Bebeğiniz ve siz iletişim kurmayı öğrendikçe muhtemelen baş etmek zorunda kalacağınız çok daha az kaçırmanız olacaktır. Bunun yanında, bir çocuğa, geleneksel yöntemlerle tuvalet eğitimi verecek olursanız muhtemelen kaçırmalarınız olacaktır. Eğer daha rahat etmenize yardımcı olacaksa bezleri yedek olarak; hatta tam zamanlı kullanabileceğinizi unutmayın. Birçok ebeveyn Tİ yöntemini tamamen terk etmeden uyguluyor.

4. “Tİ yöntemi –sürekli çocuğunuzun etrafında dolanıp tuvalete çıkmasını (küçük veya büyük tuvaletini yapmasını) beklemek– garip değil mi?”

Çocuğun etrafında dolaşmak konusunda şunu söyleyebilirim; çoğu ebeveyn yeni doğan bebekleriyle zaten yakın temas halindedir. Tİ yöntemini kullanan ebeveynlerin, tüm zamanlarını bir sonraki küçük veya büyük tuvaleti beklemekle geçirdiği düşüncesi bir yanlış anlamadır. Ebeveynler; tıpkı bebeklerinin yeme ve uyuma ihtiyaçlarını algıladıkları gibi tuvalete çıkma işaretlerini de çabucak kaparlar. Tüm zamanlarını bu konu hakkında düşünerek geçirmelerine gerek yoktur. Ayrıca ebeveynler Tİ yöntemli bebeklerini, küçük ve büyük tuvaletini aynı anda yapmaya başlayarak bezli bebeklerden daha az sıklıkta ihtiyaç giderdiklerine şahit olu¬yor¬lar.
Muhakkak Tİ yöntemini hareketli bir bebek üzerinde uygulayabileceğiniz yeni yöntemler mevcuttur. Eğer emekleyen, etrafı araştıran, yaşça büyük bir bebeğiniz varsa ne kadar uğraşırsanız uğraşın, onu yakınınızda tutmak zor olabilir. Fakat bebekle iletişim içinde olmanın verdiği bir getiri, ben başka bir odada olsam bile –çoğu Tİ uygulayıcısı ebeveynde olduğu gibi– onun tuvalete çıkmak zorunda olduğunu bilebiliyorum. Tİ yolculuğu sırasında, böyle bir bilinç kazanacaksınız.

5. “Bebeğim tuvalet ihtiyacını niçin ifade etmek zorunda olsun ki? O sadece bir bebek! Onun bez kullanmasına ve rahat olmasına neden izin veremiyorum?”

Bebeğinizin, kendi bezini kirletmemek bilincine sahip bir fıtratta doğduğunun farkına vardıkça onun kendi fıtrî kabiliyetlerinin dışında bir şeyi ifade etmeye veya yapmaya zorlanmadığını anlayacaksınız. Aslında bir bebeğin tuvaletini yapmak için verdiği işaretleri görmezden gelmekle ondan fıtrî kabiliyetini kullanmamasını ve bunun yerine muhtemelen hoş karşılamayacağı bir şeye katlanmasını istiyoruz. Tİ yöntemli bebekler, tuvalete gitmekte o kadar rahattırlar ki çoğu kez bunu başarırlar. Bu da bir bebeği Tİ uygulamasına başlatmakla ondan bir şey talep etmediğimizin açık bir göstergesidir. Bununla birlikte, bir bebek için bezsiz dolaşmaktan daha rahat ve kolay ne olabilir?

6. “Bakılacak büyük çocuklarım da var.”

Büyük çocuklar ilginin azalmasına alışkındırlar. Siz bir bebeği beslerken ve altını değiştiriyorken bile yanlarında bulunabileceğinizi çabucak öğrenirler. Yaşça büyük erkek ve kız kardeşler, kendilerinden yaşça daha küçük kardeşleriyle ebeveynlerinden daha fazla iletişim kurabilirler. Daha sezgisel olabilmektedirler. Birçok kez, ben izleyemediğim zamanlarda, Benjamin’in, henüz bebek olan kardeşi Daniel’in tuvalete gitmesi gerektiğini bana haber verdiğini hatırlıyorum. Erkek kardeşler ve kız kardeşler dahi mükemmel modeldir; bebekler kendi kardeşlerinin tuvaleti kullanışını izlemek yoluyla çok şey öğrenirler. Siz ve Tİ uygulamalı bebeğiniz arasında sağlamış olduğunuz gelişmiş iletişim şekli nasılsa çocuklarınızın birbiri ile sağlayacağı iletişim de öyle olacaktır.

7. “Ev dışında çalışıyorum.”

Tİ iletişim hakkındadır ve herkes bir çocuk ile iletişim kurmayı öğrenebilir. Eğer eşiniz, akrabalarınız veya bakıcınız, anlamadıkları için Tİ yöntemini denemekte isteksizlerse onlara biraz zaman verin. Bebeğiniz, büyüdükçe bakıcısı ile nasıl iletişim kuracağını çözebilir. Bebeğiniz, sadece sizin yanınızdayken Tİ yöntemli hale geliyorsa bu da iyi sayılır; tıpkı bebeklerin hem meme hem de biberonu birlikte kullanmayı öğrenebilmesi gibi bezlerden lazımlığa geçiş de çok kolay olabilir.

8. “Aşırı bunaldım.”

Tİ yöntemi, yarı zamanlı uygulanabilir; tıpkı benim Da¬ni¬el’e bebekliği döneminde yaptığım gibi. O zamanlar, amacım sadece uyanık olmaktı ve Daniel’e bedensel farkın¬dalığını koruması amacı ile tuvaletini yaptığında altını değiştirmek, (zamanında lazımlığa oturtamasam bile) bilfiil her tuvalet ihtiyacının farkında olmak ve Tİ’nin önemini vurgulayamadığım zamanlarda da bu yöntemi uygulamaktı. En can alıcı nokta, iletişime odaklanmaktır; asıl iş olan çocuğunuzu zamanında “yakalamak” konusu, iletişim kurmak ve çocuğunuzun ne yaptığını fark etmekten daha az önemlidir. İnsanlara, genellikle bunu günde sadece yarım saat denemelerini tavsiye ederim; bebeğinizi alt açma pedinin veya kumaş bezin üzerinde altına bir şey bağlamadan, çıplak olarak durmasına izin verin. Veya bebeğinizi banyo yaptırmadan önce, lazımlığa oturtun ve bunu eğlenceli bir alışkanlık haline getirin. Tİ, yarı zamanlı olarak devam edilse bile kalıcı, güzel bir tecrübe haline gelir.

9. “Şehirde yaşıyoruz” veya “Devamlı hareket halindeyiz.”

Elbette şehirde yaşayan bir Tİ uygulayıcısı olmanın zorlukları vardır; fakat kolaylıkları da bulunmaktadır. Sadece alışmanız gerekiyor. Bebek bezi çantanıza, son derece hafif plastik bir kâseyi koymak zor bir mesele değildir; her şeyden önce çok sayıda bez kullanmıyorsanız yeterli derecede yer vardır. Aynı zamanda, bir ebeveynin, bir günün beslenme ve uyku programlamasını serbestçe düzenleyebilmesi gibi, siz de bebeğinizin tuvalete çıkma işaretlerinin farkına vardığınız zaman, evin dışına çıkmak için en uygun anları tespit edebileceksiniz. Çoğu ebeveyn, hayat hareketlendikçe veya dışarı çıktığında, bezlere daha fazla güvendiğini ifade ediyor ve bu da tamamıyla iyi sayılır.

10. “Bu yöntemi denemeye karar vermiştim; fakat hâlen işe yaramıyor -birçok kez kaçırmamız oldu. Henüz bebeğimle iletişimde değilim.”

Tuvalet iletişimi her toplum tarafından uygulanırdı ve herkes birbirine destek vererek birbirine rehberlik ederdi. Günümüzde olduğu kadar yaygın değildi. Şimdi ise başarılı olmak için, internet üzerinden, yerel Bezsiz Bebek destek hattından veya bu konuyla ilgili yazılan kitaplarla destek aramak gereklidir. Zaman zaman cesaretinizin ve hevesinizin kırılması durumu geleneksel tuvalet eğitimi sırasında da görülür. Bu, Tİ yöntemini uygulayan kişiler arasında da yaygındır. Kitap boyunca, her gelişimsel aşamada, çocuğunuzla iletişimin kesildiğini hissettiğiniz za¬manlarda, ona nasıl yaklaşacağınızı anlatacağım.

Anneler Bu Korkunc Hastaliga Dikkat!



Kimerizm adı verilen kromozom bozukluğu annenin bebeğine karşı sevgisiz kalmasına neden oluyor...

Sorunun fazla tanınmaması nedeniyle, çocuğuna karşı sevgi duyamayan anneler bunun nedenini anlayamıyor, çocuk ise sevgisiz büyümeye mahkûm kalıyor. Bu durum hem annede hem çocukta ruhsal sorunlara yol açıyor...

TEK BEDENDE ÇİFT KİMLİK

Çukurova Üniversitesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Demirhan, "aynı bedende farklı DNA'lar" ya da "Tek bedende çift kimlik" diye tanımlanan kimerizmin, kadının dünyaya getirdiği çocuğuna karşı sevgisiz kalmasına, bunun da hem çocuk hem annede ağır ruhsal sorunlara yol açtığını bildirdi. Prof. Dr. Demirhan, "kimerizm"in uluslararası araştırmalarla kanıtlanmış bir kromozom bozukluğu olmasına rağmen yeterince bilinmediğini belirtti.

İKİZ YERİNE TEK DOĞUNCA

Kimerizmin, döllenmiş iki yumurtanın birleşmesi ve ikiz doğacağı yerde, tek bebeğin doğması sonucu oluştuğunu ancak dünyaya gelen bu bebeğin vücudunda farklı DNA'lar taşıdığından habersiz olduğunu ifade eden Demirhan şunları söyledi:

"Bu tür vakalarda örneğin, kadının kalbi kendisine, akciğerleri dünyaya gelemeyen ikizine, sağ taraftaki yumurtalıkları kendisine, sol taraftaki yumurtalıkları ise yine ikizine ait olabiliyor. Bu durumda, bu kadın hamile kaldığında dünyaya gelen bebek doğamayan ikizinin DNA'sını taşıyabiliyor. Yani, kadının DNA profili ile dünyaya getirdiği bebeğin DNA profili birbirini tutmayabiliyor." Demirhan, kimerizm vakasında kadının, dünyaya gelemeyen ikizinin DNA'larıyla dünyaya gelen bebeğine karşı sevgi beslemezken, kendi DNA'sını taşıyan bir diğer çocuğuna daha fazla sevgi duyabildiğini belirterek, şöyle devam etti:

SORULAR CEVAPSIZ KALIYOR

"Kadın, kendisinin dünyaya getirdiğinden emin olduğu, yani hastanede bir başka bebekle karışımın söz konusu olmadığını bildiğinde, bu kez ruhsal bunalım yaşıyor. Bebeğine karşı neden sevgi besleyemediği sorusuna cevap bulamıyor. Buna karşın dünyaya gelen bebek de sevgisizlikten kaynaklı sorun yaşıyor. Demirhan, bu durumun anne ve bebekte yarattığı psikolojik tahribatın yanı sıra, adli bilimcilere de sıkıntı yaşattığını, DNA testlerinin doğruluğunu tartışılır hale getirdiğini kaydetti.

TÜP BEBEK SORUNU ARTIRABİLİR

Son yıllarda yaygınlaşan tüp bebek uygulamalarının da ileride kimerizm vakalarında artışa yol açabileceğini savunan Demirhan, "Çünkü bu uygulamalarda, iki embriyonun aynı anda döllenmesi olasılığını artırıyor" dedi. Demirhan, kimerizm vakalarıyla ilgili Ruh Sağlığı Hastanesi’yle işbirliği içinde olduklarını, çocuğunu reddeden, bu yüzden tedavi gören hastaların ÇÜ'ye yönlendirildiğini belirterek şöyle devam etti:

ARAŞTIRMAYI İSTEMİYORLAR

"Üniversitemize yönlendirilen anneler, DNA araştırmasını kabul etmiyorlar. 2-3 bin YTL'ye mal olan bu teşhisin bedeli sosyal güvenlik kurumlarınca karşılanıyor. Ancak, toplumsal baskılar buna izin vermiyor. Anne, ‘çevre ne der’ korkusuyla araştırma yapılmasına izin vermiyor."

Kadinlari Hasta Eden Endiseler



Kadınlar erkeklerden iki kat fazla endişe ve heyecan duygusuna sahip.

Kadınlar en çok çocukları, ailesi, eşi, geleceği, işi ve ekonomik durumu için endişe duyuyor. Yapılan araştırmalar bu durumun hormonal ve sosyal beklentilerden kaynaklandığını ve tiroid bezinin de bu etkide rol oynadığını gösteriyor...

Yapılan araştırmalara göre kadınların endişeli haline hormonal farklılıklar ve sosyal beklentiler yol açıyor. Aynı zamanda bazı üretici hormonların örneğin progesteron ve östrojenin kaygıya neden olabildiği üzerinde duruluyor. Kaygıya neden olan bir diğer hormon da tiroid bezinden geliyor. Yani troidiniz çalışmıyorsa erkeklerden çok kadınlarda bu durum kaygıya neden oluyor.

KAYGI DÜZENSİZLİĞİ YAŞIYORLAR

Çok sayıda kadın kaygı düzensizliği yaşıyor. Özellikle orta yaş kadınlarının ruhsal yaşamlarında yaşanan değişimler onları daha endişeli olmaya sevk ediyor. Büyük kentlerde yaşayan kadınlarsa bu durumdan daha fazla etkleniyor. Hayat beklentisini gerçekleştiremeyen çalışan ve ayakları üzerinde durmaya çalışan kadın ağırlıklı olarak gelecek endişesi taşıyor. Strese daha açık oluyor. Bu da beraberinde bazı psikomatik kaynaklı sorunlara zemin hazırlıyor.

KALP KRİZİ RİSKİ

Endişe bozukluğu ve kalp krizi arasındaki ilişkiyi ortaya koyan Güney California Üniversitesi’nin çalışması endişeli insanların, kalp krizi geçirme riskinin diğer insanlardan % 30 daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. 12 yıl boyunca süren araştırmanın sonuçları, endişe halinin tehlike sinyalleri göndererek vücudu tehlike içinde olduğu yönünde uyardığı ve vücudun bu yönde tepki verdiğini gösteriyor. Bu durumsa kalbi olumsuz etkiliyor.

30'LU YAŞLARDA ARTIYOR?

YAŞLANMA ENDİŞESİ

Kırışıklıkların kendini göstermesi ve hormonal değişimlerin kendini hissettirmeye başlamasıyla kadının endişesi artıyor. Pek çok kadın bu endişeyi erken dönemde yaşıyor. Özellikle orta yaş kadınlarının en çok endişe ettiği durumların başında yaşlanma ve menopoz dönemi geliyor. Gençliğiyle birlikte güzelliğini ve gücünü yitireceği düşüncesiyle endişe çığ gibi büyüyor.

YALNIZ KALMA ENDİŞESİ

Yalnız kalma korkusu kadınlar üzerinde endişe yaratan bir başka faktör.Özellikle Türk kadınları bu endişeyi aile odaklı yaşadığı için çok daha fazla taşıyor.Yaşamını çocukları, ailesi, kocası ya da anne ve babası üzerine kuran kadının yalnız kalma ve kendi kendine yetememe korkusu endişeyi doğuruyor.

KİLO ALMA ENDİŞESİ

Orta yaşla birlikte kadınların metabolizma hızında yavaşlama ve hormonal değişikler gözlenir. Bu süreçte kadınlar kilo almaya daha eğilimlidir. Endişenin kadınlar üzerinde uyguladığı baskı yeme bozuklarını ortaya çıkarırken süreç içinde kilo alımı daha da kolaylaşmaktadır.

HAYATI KAÇIRMA ENDİŞESİ

Kentte yaşayan çalışan kadının mesleki ve sosyal beklentiler içinde ertelediği aile kurma fikri 30'lu yaşlarda endişe halini doğuruyor. Çocuk sahibi olmak isteyen kadınların geç kaldığı düşüncesinin yarattığı panik endişeyi beraberinde getiriyor.

YARDIM ALABiLiRSiNiZ

Endişe durumu bedenimizde bulunan alarm sisteminin aktive olmasına bağlıdır. Bu aktivasyon bazen aşırı derecede harekete geçer ve kişi durumun farkına varmayabilir. Endişe belirtileri kişinin fonksiyonlarını engellemeye başlıyorsa iş, aile ve sosyal ilişki alanlarındaki fonksiyonlarını ele geçirmeye başlıyorsa o zaman kişi tedavi görmeye başlamalıdır.

NE YAPILMALI?

Panik yapmayın. Temponuzu düşürün, yavaşlayın. Nefes egzersizleri yapın. Kahveyi azaltın, alkolü hayatınızdan çıkarın. Aşırı kilo ya da zayıflıktan kaçının. Sağlıksız diyet uygulamayın, bol sıvı alın.

DOĞURDURU SAĞLIK SORUNLARI

Bağırsak sorunları
Migren atakları
Yorgunluk
Depresyon
Kas ağrıları
Sindirim şikayetleri
Reflü
Baş dönmesi
Kilo sorunları

Esinizi Gercekten Cok Seviyorsanız Bunlari Mutlaka Yapin



Evliliklerde zaman zaman tökezlemeler, kötü gidişler, neredeyse boşanmaya kadar varan olaylar ve sorunlar ardı ardına gelebilir.

Eğer gerçekten seviyor ve evliliğinizi kurtarmak istiyorsanız işte size can simitleri...

Evlilikte tüm sorunlarınızı birdenbire çözmeniz mümkün değil. Evliliğinizde her şey yolundaysa, başarıya ulaşma olasılığınız da bir o kadar yüksek. Kötü giden bir evliliğiniz varsa kurtaracak can simitleriniz de var. İşte onlar:

KONUŞUN

Bu işe yaramaktadır, ilişkiniz anlamlı diyaloga dayanmalıdır. Eşinizle önemli sorunları konuşabildiğiniz sürece evlilikle ilgili sorunların yüzde 99"undan kaçınmış olursunuz. Konuşmanın neye yararı olabilir? Duygularınızı kocanızla ya da karınızla paylaşarak iletişimsizliği ve potansiyel diğer sorunları önleyebilirsiniz. Anlamlı diyaloga girmek ikinizin birbirinize yakınlaşmanızı da sağlayacaktır. Birlikte oturup konuşmaya birbirinizin lafını kesmeden özen gösterin. Konuşurken ya da dinlerken birbirinize saygı gösterin. Kendinizi birbirinizin yerine koymaya çalışın.

UZLAŞIN

Sorunların çözülmesinde kullanabileceğiniz diğer bir önemli yöntem de uzlaşmadır. Sizin ve eşinizin bir soruna aynı gözle bakmayacağınız zamanlar olacaktır. Diyalog ve uzlaşma sorunların çözülmesinde kullanılabilecek en iyi yolarıdır.

ESPRi YAPIN

Komedyen olup aile krizlerini çözmenizi kimse beklemiyor, ama iyi bir espri anlayışınızın olması zor günleri kolaylıkla atlatmanıza yardımcı olacaktır.

ZAMAN AYARLAYIN

Sorunu çözmek için sorun ortaya çıktıktan ve zararını hissettirdikten sonra biraraya gelmenizin bir yararı olmayacaktır. Sık sık oturup konuşun, dışarı çıkıp kahve için, buluşup sorunları konuşabileceğiniz bir zaman ayarlamaya çalışın. Böylece sorunun ortaya çıktığı gün bu konuda konuşmaya çoktan başlamış olacaksınız.

TAKIMI KUVVETLENDİRİN

İlişkinizi kuvvetlendirmek için elinizden geleni yapın. Takım olursanız tek başınıza hiçbir konuyu tasa etmenize gerek kalmayacağını unutmayın. Böylece her sorunu birlikte göğüslemiş olacaksınız.